Fotoşopsuz ölüm, yeterince acı değildir!

Fotoşopsuz ölüm, yeterince acı değildir!

Dijital teknolojiyle birlikte fotoğraf üretim tekniklerinde de doğal olarak değişiklikler oldu. Değişime karşı çıkmak haddimiz değil. Bilgisayar ortamında ya da diğer adıyla aydınlık odada yapılması gereken, baskı  ya da sunum öncesi gerekli müdahalelere söz de edemem. Fotoşopta bir fotoğrafa dokunmak illa onu manüple etmek anlamına da gelmez. İster en ilkel kameralarla çekilmiş olsun, ister efsanevi mekaniklerle, isterse teknoloji harikası bilmem kaç milyon piksel binlerce dolarlık markalarla!... Son ürün, yani fotoğraf; fotoğrafçının karakteriyle ilgilidir. Yeter ki istesin, fotoğrafrafçı yalan söylemenin ya da yalan olmasa bile istediği kadar ve istediği biçimde göstermenin binlerce yolunu bulabilir. Hoş; en dürüstümüz ne kadar objektif olabiliriz, o ayrı bir tartışma konusudur ki, sayfalar yetmez anlatmaya. Sonuçta camın arkasındaki etten kemikten bir adem! Ne kadar objektif olabilirse artık?

Neyse, bu kadar açıklama yeter herhalde? Konumuza girelim.

Fotoğrafta yeğenlerinin cansız bedenlerini taşıyan iki amcayı görüyorsunuz.

İki yaşındaki Şuayip Hicazi ve dört yaşındaki ağabeyi Muhammed, İsrail tarafından yapılan bir hava saldırısında babaları Fuad’la birlikte evlerinde can vermişler. Aynı saldırıda anneleri ve dört kardeşleri de yaralanmış. 14-21 Kasım 2012 arasında süren bir haftalık bombardımanda, ilk gün askeri hedefler vurulmuş, sonrasında operasyon genişletilerek Hamas militanlarına yataklık yaptıkları gerekçesiyle sivil alanlar da hedef alınmıştır. Bu süreçte yüz üçü sivil olduğu tahmin edilen yüz elliden fazla kişinin hayatını kaybettiği, ölen sivillerin en az 30 kadarının çocuk olduğu bildirilmiştir.

Fotoğraf, 2013 yılı World Press Photo ödüllerinde haber kategorisi tek fotoğraf dalında birincilik ödülünü aldı. World Press Photo tarafından ödüllendirilen bu fotoğraf üzerine çok konuşuldu. Daha sonra manüple edildiği gerekçesiyle şikayet edildi. İnceleme sonucunda fotoğrafın olayı çarpıtacak biçimde değiştirilmediği, üzerinde sadece bölgesel gölgelendirme, açma işlemleri yapıldığı anlaşıldı ve fotoğraf diskalifiye edilmekten kurtuldu. Yani fotoğraf aklandı.

Aklandı aklanmasına da ben bir baba olarak ara ara bu fotoğrafa bakmaktan kendimi alamıyorum. Derdim fotoğrafçıyı yerden yere vurmak da değil ancak anlamaya çalışıyorum. Neden bu fotoğraf manüplasyon tartışmalarının konusu oldu? Fotoğrafa bakar bakmaz anlıyoruz ki fotoğrafçı bölgesel müdahalelerde bulunmuş, yer yer aydınlatmalar, karartmalar yapmış. Bu bir sunum biçimi olabilir, onun tarzı olabilir, burada bunlardan bahsetmeyeceğim. Herkesin tercihleri vardır. Dijital çıktı, mertlik bozuldu saçmalıklarına da girecek değilim. Burada mertliğin tanımını yapacak kadar hadsiz de değilim.

Benim kafamı kurcalayan asıl soru şu: Biçim ve teknik tartışmaları konunun ve içeriğin önüne geçmeli mi? Diyelim ki geçecek, nerede, ne zaman? Hangi fotoğraflarda ya da hangi konularda? Yeğeninin cansız bedenini taşıyan bir amcanın fotoğrafıyla, stüdyoda yapay ışık altında pozlanmış birkaç meyve fotoğrafına aynı eleştirel gözle bakabilir miyiz?

Paul Hansen’in kariyerine ve fotoğraflarına baktığımda Tayland’dan Libya’ya, Pakistan’dan Haiti’ye, Norveç’ten Amerika’ya dünyanın birçok bölgesinde yaşanan dramlara, trajedilere tanıklık ettiğini görüyorum. Savaşlar, tayfunlar, hastaneler, hapishaneler... Fotoğraflarında öyle abartılı bir müdahale, makyaj yok. Gördüklerini sade bir dille aktarmış izleyenlerine. Konularına hakim, nerede durması gerektiğini bilen bir fotoğrafçı portresi var görüntülerinde. Geniş açıyla olayların tam içinden konuyu aktarması fotoğraflarına ayrı bir derinlik, güç ve inandırıcılık katıyor. Bir fotoğrafçının olabileceği kadar objektif, soğukkanlı bir tanık duruyor karşımızda. Bu yazıya konu olan fotoğrafı, tanıklık ettiği trajedilerden sadece birisi.

Fotoğraflarında makyaja hiç de ihtiyacı olmayan böyle bir fotoğrafçının manüplasyon tartışmalarına konu olması üzdü beni. Bu fotoğrafta normalin üzerinde bir müdahale olduğunu kabul etmeme rağmen, tüm işlerine bakınca Hansen’in değerini alçaltıcı abartılı bir durum görmüyorum. Ancak keşke bu kadar müdahaleyi bile yapmasaydı demeden de edemiyorum. Kafamda deli sorular dolaşıyor?

Bu fotoğraf ödül alsa ne olur, almasa ne olur? Hafifçe bir kontrast ayarı yapılıp gösterilemez miydi bu fotoğraf tüm dünyaya? Savaşların ortasında, ateş altındaki trajedileri kaydeden fotoğrafçıların ödüle ihtiyaçları var mı? Ölümün, acının, perişanlığın görüntüleri ödüle konu olmalı mıdır?

Büyük tehlikeler altında bu çalışmaları yapan habercilerin maddi açıdan desteklenmeleri gerektiğini asla gözardı etmiyorum. Ancak bunun başka bir yolu bulunamaz mı?

Fotoğraftaki hangi bölgesel tonlama, bir ölümü daha acı hale getirir? Anlaşılan o ki, ödüllere malzeme olmuş imgeler dünyasında, gerçek artık yeterince gerçek değildir. Ölüm yetmez, fotoğraf nefis olmalıdır!

Mehmet İlbaysözü, 11.03.2017, Adana

No Comments Yet.

Leave a comment